Sistem, İsyan ve İtiraz üzerine

Hipotez:

İçinde bulunduğun sisteme itiraz edebilirsin, ancak isyan edemezsin.

Sebep:

Eğer sistem isyan sonucu çökerse, isyan etmemiş ancak sistemin içinde yer alan diğer fertler de yıkılan sistemin altında kalır.

Fotoğraf, Eser Karadağ.
Fotoğraf, Eser Karadağ.

Türkiye 2013 yılı yazında büyük bir iç çalkantı yaşadı. Küçük ve haklı bir itiraz olarak başlayan “Gezi olayları” kısa süre içinde bir isyana dönüştü. Üzerinden iki yıl geçen bu olayı, bugün daha geniş bir perspektif ile yorumlama imkanına sahibiz. Neyse ki, Gezi olayları sonucu Türkiye çökmedi. Ancak çok yakınımızda, Suriye’de çıkan isyan bir iç savaşa dönüştü ve milyonlar bu yıkıntının altında kaldı ve halen kalıyor.

İçinde yaşadığımız toplumsal hayatın içinde irili ufaklı birçok sistemin üyesiyiz: Aile, Apartman, Şirket, Din, Devlet  vb. Her sistemin kendi kuralları ve teamülleri vardır ve içinde yer aldıkça bu kurallara uymak zorundayız. En küçük örnekle başlarsak, ailesinin yanında yaşayan bir genç, evin kurallarına uymak durumundadır, ta ki evden ayrıldığı yahut kendi ailesini kurduğu zamana dek. O zaman kendi kuralları ile kendi sistemini oluşturma hakkına sahiptir.

Bu yazıda ele alacağım ana konu olan yukarıdaki hipotezimin en önemli sonuçlarından biri Gezi Olayları. Ancak Matematik bilimi eğitimi almış bir kişi olarak önce tanımlar üzerinde duracak ve sonrasında hipotezi genelleştirerek kişisel ve toplumsal planda diğer alanlara da yansıtmaya çalışacağım.

Sistem, Sistem Dışı ve Araf

Sistemi bir çember olarak düşünebiliriz. Bunu anlatmanın en güzel yolu, ilk öğrenim görmüş çoğumuzun matematik dersinden hatırlayacağı küme yaklaşımıdır. Her şey, ya kümenin bir elemanıdır, ya da dışının. Olabilecek tüm elemanları ifade eden Evrensel küme (E) bu ikisinin toplamına eşittir. Matematiksel kesinliğin güzelliği bu soyutlamayı mükemmel olarak yapabilmemizi sağlar.

EvrenselKume

Matematik dışında diğer bilimler için de, hayatın kendisi için de matematiksel kesinlik ancak yaklaşık olarak doğrudur. Örneğin, fiziksel dünya için bu varsayım çoğunlukla geçerli gibi görünse de kuantum düzeyinde sınırları zorlayan örnekler bulunur. Bazen bir sınırın içinde olan madde altı parçacığı aynı anda sınırın dışında da olabilir.

Gerçek hayatta, çember, çember dışı ve bir de çemberin kendisi birer varlık alanı olabilir. Küme sınırı olan çemberin içi ve dışının arasındaki alan edebiyatta “Araf” kavramı ile sıkça kullanılır. Araf, kümenin içinde yahut dışında olamamış elemanların sıkışıp kaldıkları yerdir. Günümüzde birçok insan, çoğu kavram ve konuda arafa sıkışmış durumdadır. Kararlı bir sistemde arafın yeri yoktur. Araf, mükemmele giden yolda, istisnai bir durum yahut arızi bir sebepten dolayı olduğunda ancak geçici bir süre ile mazur görülebilir.

İslam inanışında, ahiret olarak adlandırılan ölüm ötesindeki hayatta, sanılanın aksine, araf kavramı yoktur. Ölüm sonrası, İslam’da,  matematiksel kesinliğe bir dönüştür. Kuran’ın bina ettiği insan, arafta olmayan, kalmayan insandır. Mevlana bunu ne güzel dile getirmiş: “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” derken içinle, dışınla, özünle, sözünle ve görünüşünle, ya içinde ol çemberin, ya da dışında kal demiş, veciz bir şekilde. Tıpkı, Yeni Türkü’nün güzel yorumuyla hafızamıza kazıdığı, Murathan Mungan’ın o güzel şiirinde olduğu gibi.. .

Ya içindesindir çemberin, ya da dışında yer alacaksın

ÇEMBER

Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın

İslam dininin inananlarına mümin (inanan), bu dine inanmayanlara gayr-müslim yahut kafir (gerçeği örten) denir. Sistemin içinde ve dışında olan gruplar bunlardır. Bir de üçüncü bir grup tanımlanır ki, bunlar münafıklardır. Münafık, nifak kökünden gelir, ayrılık çıkaran, ikiyüzlü anlamındadır. Mümin gibi görünen ancak kalben tam inanmamış, sistemi bozma ve yıkma niyeti olan kişilerdir. Sisteme müdahil olmuş ancak sisteme iman etmemiş, isyan potansiyeli taşıyanlardır. Kur’an bu arızi durum üzerinde sıkça ve çokça durur. Kur’an a göre, münafıkların yeri cehennemde kafirlerden daha aşağıda olacaktır (4:145). Münafıklık, küfürden daha tehlikelidir.

İçinde yer aldığımız Türkiye Cumhuriyeti Devlet sistemine göre, bu devletin vatandaşları arasında en kıdemlisi sayılan Cumhurbaşkanı, vatana ihanet dışında hiçbir suçla suçlanamaz. Bu kuraldaki güzellik ve inceliği daha önce hiç fark etmiş miydiniz? Devlet sistemimizin dost ve düşmanları olacağı aşikardır. Ancak en kıdemli üyemizin bile affedilemeyeceği tek suç ihanettir, yani içten gizli düşmanlık.

İsyan en hafif tabirle, bastırılır

İnsanlık tarihi isyanlarla doludur. Bir isyan karşısında sistemin bekçiliği sorumluluğu verilmiş fertlerin ilk görevi isyanı bastırmaktır. Gezi isyanının bastırılması sırasında maalesef 12 insanımız hayatını kaybetti, 10 kişinin gözü çıktı, 7478 kişi yaralandı (Kaynak Wikipedia). İsyanın faturası ağır oldu. Ülkemiz bir iş karışıklığın kıyısından döndü.

Hemen yakınımızda, Suriye’de rejim karşıtı gösteriler 15 Mart 2011 de başladı. Nisan ayında ülke geneline yayıldı ve birkaç ay sonra silahlı bir iç direniş başladı. İç savaş halen devam ediyor. Her gün 60 – 120 insan hayatını kaybediyor. 120.000 den fazla insan öldü. Milyonlarca insan mülteci durumuna düştü.

Nasıl bir felaketin kıyısından döndüğümüzü anlayabiliyor musunuz?

İtiraz ile isyan arasındaki ince çizgi

İtiraz ile isyan arasındaki ince çizgi nedir? İnsan yapısı her sistemde hatalar olabilir. Sistemin hata ve eksiklerine karşı iyi bir niyetle itiraz etmek, sistemin düzeltilmesi ve iyileştirilmesi için bir çabadır. Sisteme muhalif değildir. İsyan ise yıkım amaçlıdır. Bu ikisi arasındaki fark yapıcı eleştiri ile yıkıcı eleştiri arasındaki fark gibidir.

İsyan etmemek nasıl ki sistemin üyelerine ait bir sorumluluk ise, aynı şekilde sisteme itiraz yollarını bulmak, çeşitlendirmek ve açık tutmakta sistemin bekçilerine düşen bir görevdir. Aksi durumda, sistemin iyileştirilebileceğine dair umutları kalmayan üyelerin tansiyonu birikir. İsyan, sistemi yıkmak, delerek dışına çıkmak yahut yenisini kurmak için tek yol olarak görünmeye başlar.