İran İzlenimlerim

2013 Mart ayından bu yana tam bir yıldır, iş münasebeti ile İran’a 11 kez gidip geldim. 3 ila 15 gün arasında değişen seyahatlerim boyunca İran’ı, İran halkını, ve kültürünü gözlemledim. Gözlem ve düşüncelerimi kısa başlıklar halinde aktararak; hem İran’a seyahat edeceklere fayda sağlamak, hem de önyargıların kırılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktayım.

İkinci temel motivasyonum, günden güne ayak sesleri daha belirginleşmeye başlamış olan ve coğrafyamızı bekleyen en büyük tehlike olan bir Sünni-Şii mezhep savaşına, kendi adıma “dur” demek. Bu gerginliğin en önemli sebeplerinden biri iki ülke insanının birbirini tanımaması. Bu tanışıklığı, yeni medya ve turizm sağlayacak, ben de küçük bir katkı sunmak isterim.

İran uzun süredir ambargo altında ve dünyaya kapalı kendi dinamikleri ile yaşamaya çalışan bir ülkeydi. Bunun çoğu dezavantaj, bazıları da avantajlı yönleri vardı. Bugün itibarı ile İran Ambargosunun kaldırılmasına dair aylardır yürütülen görüşmeler sonlandırıldı. Ben de çoktandır hazırladığım bu yazıyı yayınlamak için daha fazla beklememeye karar verdim.

Genel:

  • Öncelikle şu saptamayı yaparak başlayayım: Türk ve İran kültürü % 90 oranında aynı. Yazının devamında bunun tarihsel ve dil ile ilgili arka planını sunacağım.
  • Ben şu ana kadar başkent Tahran, Qazvin ve Yazd şehirlerinde bulundum. Gözlemlerim arttıkça yazıyı güncelleyeceğim inşAllah.
  • İran genel anlamda Türkiye’nin 30 sene gerisinden geliyor desek çok yanlış olmaz. 80 leri yaşamak isteyen hiç durmasın gitsin 🙂 Bu imajdaki en önemli pay, çoğu bakımsız binalar ve 80 li yıllara takılıp kalmış otomobiller.

    Vasıtaların çoğu eski, ama yaratıcılıktan yoksun değil hani :)
    Vasıtaların çoğu eski, ama yaratıcılıktan yoksun değil hani 🙂
  • İran yollarındaki araç envanteri eski ve dökülüyor, ama İran’da çok güçlü bir yerli otomotiv sektörü var. 3 tane kendi markaları bulunuyor. Ancak ekonomik durgunluk ve gelir dağılımı eşitsizliği otomotiv pazarının canlanmasına imkan vermiyor.
  • Türkiye ve Türkler çok seviliyor. Bunda önemli bir pay, İran’da televizyon sektörünün gelişmemiş olması. Yasak olmasına rağmen hemen herkes çanak anten ile Türk televizyonlarını seyrediyor. İyi mi kötü mü tam karar veremedim ama Türk dizilerine bayılıyorlar. Bu böyle 10 yıl daha devam ederse İran’daki herkesle Türkçe anlaşabileceğiz 🙂

Yeme İçme:

  • İran’da yeme içme anlamında en güzel şey ekmek. Bizdeki gibi somun ekmek yok. Farklı kalınlıklarda pide tarzı ekmekler var. İnceden kalına doğru; lavaş, zengek ve favorim olan berberi dedikleri ince pide var.
  • Kahvaltı kültürü Türkiye’ye göre zayıf. Uzun süre kalacakların peynirini ve zeytinini getirmesinde fayda var.
  • Yemeklerde pirinç pilavı fiks. Pilavı yağsız bir şekilde pişiriyor, yağlı bir yemek yahut kebap ile birlikte servis ediyorlar. Başlarda yadırgadım ama sonraları hoşuma gitti. Yağlı yemeği kendi damak kıvamınıza göre pilavın üzerine yayıp yiyorsunuz. Restoranlarda pilavın yanında küçük bir paket tereyağı veriliyor. Yemeden önce yağı pilava yine kendi kıvamınıza göre karıştırıp yiyorsunuz.
  • Ana yemek genelde kebap yahut bol yağlı ve hafif sulu tencere yemekleri. Bu yemekleri yerken kendi damak zevkinize göre pilav ile karıştırarak yiyorsunuz. Böylece kıvamı kendiniz ayarlamış oluyorsunuz. Başta biraz garipsedim ama alışınca avantajını hissettim.

    Pilav ev yanında Gurme-Sebzi denilen sebzeli et yemeği
    Pilav ve yanında Gurme-Sebzi denilen sebzeli et yemeği
  • Yoğurt İran mutfağının vazgeçilmez tamamlayıcısı. Hafif kıvamda sarımsaklı yoğurt çoğu zaman yemeklere eşlik eder.
  • İran’ı henüz endüstriyel tarım ve İsrail tohum endüstrisi istila etmemiş durumda. Bunun sonucu olarak, benim gibi 80 li yıllarda çocukluğunu yaşamış kimseler çocukluğunda yediği domatesin, salatalığın tadını İran’da bulabilir. Meyve ve sebzeler az, yamuk yumuk, ama dibine kadar lezzetli.

Kültür ve Yaşam:

  • İran kültürü ve Türk kültürü birbirine inanılmaz derecede yakın. Ben ziyaretlerimden önce Türklerin İslam dolayısıyla en çok Arap kültüründen etkilendiğini sanırdım. İran’a gidince anladım ki Fars kültürü ile ortak paydamız çok daha fazla. Bunun birinci sebebi dil (detaylar için bir sonraki maddeye bakın), ikinci sebebi ise Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya olan ve yüzyıllarca süren coğrafi rotasının bu topraklardan geçmesi. Atalarımız batıya doğru göç ederken Pers topraklarının kuzey kesimlerinde birçok şehir kurdular ve bu topraklarda yüzyıllarca yaşadılar. Bugün halen kuzeydeki; Tebriz, Qazvin, Horasan gibi şehirler Türk şehri olarak biliniyor. Detaylar için wikipedia ya bakılabilir. Türk kökenliler İran’ın en büyük azınlığı ve toplam 66 milyon nüfus içindeki 20-35 milyon civarında Türk olduğu düşünülüyor. Bu insanlar kendini Türk olarak tanımlıyor.
  • Türkçe’nin İran da konuşulma oranı, hazır durun.., % 40 ! Azeri Türkçesine yakın bir lehçe konuşuluyor. Birkaç gün içinde kolayca intibak ediliyor.
  • Türkçe konuşanlar dışında, Farsça ve Türkçe içinde benim tahminim en az % 20 ortak kelime var. Özellikle eski Türkçe’ye aşinaysanız, bu oran çok daha yükseliyor. Ortak kelimelerden bazı örnekler: Hala, dayı, emmi, peynir, zeytin, çay, şeker, namaz, abdest, lütfen, yavaş, hazır, ala, mühendis, mıntıka, vb.  Birde anlamı kolayca tahmin edilebilir olanlar var. Örneğin; Selamet başi (selamet başına), Zinde başi (başına zindelik, sıhhat), sob be hayr (sabahın hayr ola), hone (hane, ev), karhone (iş hanesi, işlik, iş yeri) gibi.
  • İran bir duvar yazısı cenneti! Şehirlerdeki tüm duvarlar reklam amaçlı ilan yazıları ile bezenmiş. Arap harflerinin yazının sanata dönüştürülebilmesindeki esnekliği hemen göze çarpıyor. İran’daki yazı-harf kullanımını gördükten sonra, biz de değiştirmeseymişiz çok şey kaybetmezmişiz duygusu uyandı bende.

    İran'da klasik bir duvar ilanı - Akşam kurslarına katılmak isyene arayabilir :)
    İran’da klasik bir duvar yazısı – Akşam kursları ilanı
  • İran’da eksikliğini ilk hissettiğim şey: Kadın Sesi! İran’da kadın şarkıcılar yasak, bu sebeple yol aldığınız vasıtalarda radyolardan sürekli erkek sesi geliyor. Tüm şarkılar, sesi en inceden en kalına değişen erkekler tarafından seslendiriliyor. Başta fark anlaşılmıyor ama insan bir süre sonra birşeylerin eksik olduğunu hissediyor! Şahıslar özel araçlarında, devrim öncesinin (35 yıl öncesi) yahut yurt dışında yaşayan birkaç kadın sanatçının eserlerini dinliyorlar.
  • Müzik demişken, İran’da müzik alanında Türk’lerin ciddi bir payı ve çok seveni var. En sevilen sanatçılarımız: İbrahim Tatlıses, Ebru Gündeş, Mahsun Kırmızıgül.
  • Kadınlarda, genç yaşlı ayırmaksızın kaş bakımı standart!
  • Sosyal mekanlar neredeyse yok denecek kadar az. Yazın sıcakta bunalan İran’lılar, eskiden bizde olduğu gibi yol kenarlarındaki yeşillik küçük alanlara kendilerini atıyor!
  • Kuş İran yaşam ve sanatında özel bir yere sahip.

    Ne ironik ki, özgürlükten yoksun bırakılmış kuşlar, özgürlüğün en belirgin simgesi aynı zamanda.
    Ne ironik ki, özgürlükten yoksun bırakılmış kuşlar, özgürlüğün en belirgin simgesi aynı zamanda.
  • İran’lılar genel olarak rahat ve eğlenceli insanlar. İran’da hayat büyük oranda İran’lı meşhur matematikçi, filozof ve şair Ömer Hayyam’ın rubaileri tadında. Bir araya gelen 3-5 kişilik bir grupta en az bir amatör şair yahut hikaye anlatıcısı bulunur. Hoş sohbet (bu iki kelime de Farsçadır) insanlardır.

Din ve Mezhep

Din ve mezhep konusu iki tarafta en fazla ön yargının olduğu konulardan birisi. Sanılanın aksine İran dini yaşantının ağırlıklı olduğu bir yer değil. Gelelim fark ve ayrıntılara:

  • Bir İslam devleti olmasına rağmen, halkın İslami yaşantısı Türkiye’den daha az. Ramazan’da oruç tutanların oranı benim gözlemim %20. Vakit namazı kılanların oranı %10 dan az.
  • İslam devleti kuralları gereği kadınların örtünmesi zorunlu. Örtünmede iki yöntem var. Biri bizde çarşaf denilen (İran’da çador (çadır) deniliyor) ve geleneksel kesimin giyinmesi. Diğeri ise daha yaygın olan, şal benzeri bir örtü ile başın orta kısmının kapanarak göğüs üzerine dökülen yöntem. Bu yöntemde saçlar önden görünüyor.
  • Bizdeki kadar görünürde cami yok. Bunu bir sebebi bizdeki camilerin tamamına yakınının Mimar Sinan üslubunda olması. İran’da ise normal betonarme tarzı binalarda mescid olarak kullanılıyor. Sadece cuma günleri cuma namazı ve bayram namazlarında açılan büyük camiler var.
  • Günde 5 vakit her yerden duyulan ezan sesi İran’da yok. İnsan bir süre sonra özlüyor. Ezan’ın İslam diyarının temel motiflerinden biri olduğunu insan eksikliğini hissedince anlıyor. Mescid’in yanında iseniz duyabileceğiniz şekilde ezan okunuyor. Bizdekinden farklı birkaç cümle (Ali veliyullah) içeriyor.
  • Namaz günde 3 vakit kılınıyor. Namaz gibi temel bir dini görevde vakit sayısının farklı olması ilginç konu, ancak bu farkı ve sebeplerini konuşabileceğim yetkinlikte bir İran’lı ile henüz karşılaşmadım.
  • Namazlarda Mühr (mühür) dedikleri toprak veya taştan yapılma, avuç içinden küçük bir nesne üzerine secde ediyorlar.
  • Şii inancının yansıması olarak, ehl-i beyt’den bazı isimler ikonize edilmiş durumda. Ya Ali, Ya Huseyin gibi nidaları sıkça duyuyorsunuz. Ehl-i Beyt yahut imamların isimleri açık alan ve taşıma araçları üzerinde bolca görünüyor.
  • Dinin temel esasları hakkında çoğu kişi (Türkiye’de de olduğu gibi) son derece bilinçsizken, Şii – Sünni ayrışmasına neden olan bazı basit olayları herkes çok iyi biliyor.

Rejim ve Yakın Tarih

İran tarihi konusunda uzman değilim. Ancak yakın tarihi bilmenin bugünkü İran’ı anlamayı kolaylaştıracağını düşünüyorum. Bu sebeple kısaca bu konuya değineceğim.

  • İran 1979 yılında, Humeyni liderliğinde bir halk ayaklanması ile önceki Monarşik yönetim olan Şah dönemini kapadı. Devrim başta Şah karşıtı tüm taraflar ile birlikte yapıldı, ancak zaman içinde Mollalar İran’da şeriata kurallarına göre işleyen bir İslam Cumhuriyeti kurdu. Devrimden hemen sonra başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak savaşı, ülkeyi bütünleştirirken, mollalara tüm muhalifleri  ekarte etme imkanı sağladı.
  • Bugün İran kültüründe İran-Irak savaşının önemli yeri vardır. Şehirlerin sokakları savaş şehitlerinin adları ve resimleri ile bezelidir. Şehitlik bir metafor olarak sanat ve günlük hayatta sıkça kullanılır.
  • İran bugün dünyaya kapalı bir şekilde yönetiliyor. Sosyal medyanın büyük çoğunluğu yasak, internet üzerinde sıkı bir sansür var. Devlet tekelindeki üç beş televizyon kanalı yoğun bir propoganda halinde.
  • İslami kimliği ön planda olan yöneticilerin uzun süre iktidarda oluşu Mollalardan oluşan bir iktidar sınıfı yaratmış. Haliyle, halkta yönetime ve dine karşı tepki ve soğuma oluşmuş. Bunun en somut örneği para birimi.
  • İran’da resmi para birimi Riyal. Ancak halk halen eski para birimi olan Toman’ı kullanıyor. 1 Toman = 10 Riyal. Nedenini sorduğumda, Toman’ın Fars kültüründen geldiğini, Riyal’in ise Arap para birimi olduğu ifade edildi.
  • İran’da resmi-özel neredeyse her mekanda İran İslam devriminin iki dini lideri, efsanevi Humeyni ve Hamaney’in fotoğrafları var. Sokaklar, caddeler tüm ilanlarda sakallı dedeler ve amcalar!

    İnsan her yerde bu fotoğrafları görünce Atatürk'e ne büyük bir kötülük yaptığımızı anladım!
    İnsan her yerde bu fotoğrafları görünce Atatürk’e ne büyük kötülük yaptığımızı daha iyi anlıyor!

Bir Tarih Hipotezi:

Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Osmanlı İmparatorluğu ve onunda öncesinde Selçuklular tarih sahnesindeydi. Selçuklu toprakları bugünkü Anadolu, İran ve Orta Doğunun önemli kısmını kapsıyordu. Ardılı olan Osmanlı, İran ile sürekli bir rekabet içinde olmasına rağmen, Selçuklu zamanında İran ve Türkiye toprakları aynı yönetim altındaydı. Hanedan Türk, ancak bürokrasi ekseriyetle Fars kökenlilerdeydi. Selçuklu sonrasında Osmanlıların ön plana çıkması ve Osmanlı’nın batıda gelişerek, kendini Bizans’ın varisi olarak konumlandırması, Türkiye İran arasındaki rekabetin de tohumlarını attı.

Alternatif bir tarih olsaydı, örneğin Osmanlı yerine en yakın ikinci rakip beylik olan Karamanoğulları beyliği başı çekseydi, muhtemelen kendisini Selçuklu’nun varisi olarak görecek, bu durumda da Selçuklu topraklarını (ki neredeyse tüm Selçuklu başkentleri bugünkü İran sınırları içindedir) hakimiyet altına alacaktı. Tarih böyle gelişseydi, belki de bugün İran ve Türkiye adında iki devlet yerine bir devlet olabilirdi, kim bilir.

Bu benim ürettiğim bir tarih hipotezidir. Bunu neden ortaya atıyorum. İki ülkenin aslında o kadar da uzak toplumlar olmadığını ifade etmek için.

Sonuç:

Ortadoğu ve İslam coğrafyası için önümüzdeki 10-20 senelik süreçte oynanan en büyük oyun ve tehlike bir mezhep savaşıdır. Bugün İŞİD terörü doğrudan bu gerginliği kaşımakta, İran da yüzyıllar boyu birikmiş Şii refleksleriyle bu savaşa sümen altından girmiş durumdadır. Türkiye ve Türkler olarak Irak’ın ABD işgalinde sergilediğimiz basireti sergileyerek bu anlamsız savaş ve nefret ortamının dışında kalmamız gerekiyor. Umarım endişelerim boşa çıkar, dostluk ve iyilik kazanır.